Salih Bozok Kendini Vuruyor

Salih Bozok… Atatürk’ün hem arkadaşı, hem yaveri. Ayrılmadan, beraber geçen tam 40 yıl. “Mustafa Kemal benim oksijenim. Siz oksijensiz bir dünyada yaşayabilir misiniz?” diyecek kadar bağlı bir hayat.
Salih Bozok Atatürk’ün öldüğünde yaşayamayacağını, kendisini öldüreceğini zaten çevresine söylüyordu. Ama bu olayı en çok Muzaffer Bozok’tan dinlemek beni hüzünlendirmiştir. Bir evlat düşünün ki; dışarıya çıkıyor, bayraklar yarıya inmiş. Hem Ata’sına ağlıyor, hem babasına…
“1938’de ben 17 yaşındaydım. O zamanlar evde yalnızdım. Atatürk hastaydı. O yüzden babam hep Atatürk’le kalıyor, hiç eve gelmiyordu. Annemleri, ablamları, eniştemleri de Avrupa’ya yollamıştı. Sonra bir gün babam beni Dolmabahçe Sarayı’na davet etti.
“Sana araba yollayacağım, biner gelirsin” dedi.
Çok sertti babam. Çok döverdi beni… Çok top düşkünüydüm, mektebim iyi değildi. Arada kaçar, maça giderdim. Kızardı çok… Yine böyle bir şeyi haber aldı, yanına çağırıp dayak atacak diye korktum. Evde giyindim bekliyorum. Kapı çaldı. Resmi üniformalı biri geldi. “Moskof Ziya” derlermiş. Sarayın şoförüymüş. Boşnak. Bir seferinde ben bir Fenerbahçe maçında buna çarpmıştım. Beni dövecekti, kurtardılar. Babam beni dövmeye onu yolladı sandım.
“Saraydan geliyorum. Baban yolladı, seni bekliyorlar” dedi.
Çıktım. Kel Ali de (Ali Çetinkaya) arabada… Gittik saraya… Ben korkudan titriyorum ama babam o kadar müşfik karşıladı ki beni, şaşırdım.
“Bak Muzaffer! Artık koca adam oldun. Atatürk ölüyor” dedi.
Başladım ağlamaya… Çünkü ben Atatürk’ü hiç ölmez bilirdim kafamda…
“Ağlama evladım. Atatürk’ü uyandıracaksın; duyarsa kızar” dedi. “Ben de sevmem erkeklerin ağlamasını” dedi.
“Şunu bil ki, eğer Atatürk ölürse ben de hayatıma son vereceğim” dedi.
Annemlere telgraf çektiğini, bir an önce trenle dönmelerini istediğini söyledi.
“Sen artık koca adam oldun. Ailenin erkeği sensin. Annen, ablaların sana emanet. Aileye bakarsın. Oku, memleketine faydalı bir adam ol” dedi.
Hiçbir şey söyleyemedim. Yüzümü sakladım. Beni öptü, uğurladı. Döndüm, bitik bir vaziyette…
Bir gün üst kattan çıktım, mektebe gideceğim. Bir baktım, babam tıraş oluyor. Daha doğrusu ben tıraş oluyor sandım.
“Baba ben gidiyorum” diye seslendim.
“Güle güle yavrum” dedi. Yüzünü bile görmedim. Meğer babam tıraş olmuyormuş. Doktorlara sormuş,;
“Kalbime kurşun sıkarsam ne olur, beynime sıkarsam ne olur?” diye…
“Beynine sıkarsan kör olursun, ölme ihtimalin daha az; en iyi ölüm, kalbe sıkılan kurşunla olur” demişler.

Babam da o gün tentürdiyot almış. Kalbinde ateş edeceği yeri işaretliyormuş. Eli şaşmasın diye… Ben gittim mektebe… Saat 9’u yirmi geçe idareden çağırdılar;
“Evden seni istiyorlar” dediler.
Sokağa çıkar çıkmaz olanları anladım. Çünkü bayraklar yarıya indirilmişti. Evimiz Osmanbey’deydi. Eve geldim.
“Babam nerede?” diye sordum.
“Şişli Sıhhat Yurdu Hastanesi’nde…” dediler. Hemen anladım tabii… Koşarak gittim. Baktım,
babam yatıyor. Kendinde değil. Olup biteni orada öğrendim.
Meğer Atatürk’ün ölümünün hemen üzerine gitmiş oraya… Elini öpmüş. Arkadaşları, “Aman Salih bir şey yapma kendine” demişler.
“Yok gayet normalim, görmüyor musunuz?”
demiş.
İnmiş aşağıya… Sabah tentürdiyotla işaretlediği
yere dayamış silahı, çekmiş tetiği… Vurmuş kendini. Tabanca sesi üzerine koşmuşlar. Kanlar içinde hastaneye getirmişler.
Aslında intihar edeceğini söylemişti bana… Ama hiç ihtimal vermiyordum; çünkü hayatı severdi, ailesini severdi, neşeli bir insandı, ayrıca da canı, çok kıymetliydi. Bir kere ayağı kırılmıştı da ortalığı ayağa kaldırmıştı; bana kızmıştı yine; sanki ben ittim onu…
Ata’mı kaybetmiştim; babamı da kaybetmek üzereydim. Ama babamdan çok Atatürk’e ağlamıştım.”86

Salih Bozok bu intihar girişiminde ölmemiş, kurtarılmıştı. Ancak bir ömür boyu beraber olduğu Mustafa Kemal’den ayrı yaşamaya ancak bir buçuk yıl dayanabildi ve 25 Nisan 1941’de vefat etti.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir